İşçi Alacak ve Tazminatları

Referandumda çalışan ve emekli hakları-1

Hiç kimse, hiçbir konuda siyasi veya ideolojik tercihlerini, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz.  Bu, anayasal bir güvencedir (Anayasa md. 15). Bu ilke, elbette önümüzdeki günlerde oylanacak referandum için de geçerli. Dolayısıyla evet veya hayır’dan yana tavır almak, herkesin kendi vicdanıyla baş başa vereceği bir karar. Ancak referandum paketindeki herhangi bir maddeyi, kendi kararı doğrultusunda eğip bükmenin de kimseye bir faydası olmaz.

Özellikle işin uzmanlarının, konuyu olabildiğine yalın bir şekilde halka anlatmalarında fayda var. İş ve sosyal güvenlik uzmanı olarak bize de bu konuda bir görev düşüyor. Yani sosyal politikalar, çalışma hayatı, çalışan ve emekli hakları açısından referandum paketinin ne getirdiğine biraz daha yakından bakmamız gerekiyor.

Dezavantajlı gruplara pozitif ayrımcılık

Referandum paketinde sosyal içerikli haklardan ilk göze çarpan, birinci maddede yer alan “Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz” hükmüdür. Bu hüküm sayesinde, devletin bu dezavantajlı gruplara yönelik olarak attığı pozitif adımlar, diğer vatandaşlar yönüyle “eşitlik ilkesine aykırı” görülemeyecek. Esasında bu yönde birçok adım yasalar düzeyinde atılıyordu. Ancak mesele söz konusu değişiklikle, anayasal güvenceye kavuşmuş olacak.

Kişisel verilere güvence

Paketin ikinci maddesinde, ilk bakışta özel hayata yönelik gibi algılanan bir düzenleme yer alıyor. Düzenlemede, “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” şeklinde. Kamuoyunda yaygın algılama, bu düzenlemenin fişlemelere karşı getirildiği yönünde. Evet, düzenlemenin fişleme konusuna çeki düzen vereceği muhakkak. Ancak düzenlemeyle çalışanların, şirketleri/işverenleri tarafından bilgilerinin kaydedilmesi, bunların farklı amaçlarla kullanılması, kamu çalışanları için gizli sicil dosyalarının tertip edilmesi gibi birçok illegal işlemin de önü alınabilecektir.

Çocuklara özel koruma

Paketin dördüncü maddesi çocukların özel olarak korunması konusunda devleti sorumluluk altına sokuyor. Sosyal politikaların en önemli hedef kitlelerinden olan çocuklar, aynı zamanda toplumda en fazla istismar konusu edilen grubu oluşturuyor. Düzenleme, “Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır” diyerek, çocuğun doğal yerinin ailesi olduğunu vurguluyor. Ancak bunun mutlak olarak uygulanamayacağını, çocuğun yüksek yararına açıkça aykırılık halinde, devletin koruma görevini üstleneceği belirtiliyor.

Birden fazla sendikaya üyelik

Referandum paketinin beşinci maddesiyle, Anayasa’nın 51. maddesinin dördüncü fıkrası yürürlükten kaldırılıyor. Yani “Aynı zamanda ve aynı işkolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz” hükmüne son veriliyor. Bunun sendikalaşma açısından pratikte birkaç sonucu olacak. Birincisi, artık sendikalar arasında eskiden beri süregelen birbirinden üye kapma yarışı biraz daha yumuşayacak. Sendikalar arası mücadele ve güç alanı paylaşımı, ortak üyeler sayesinde daha uzlaşmacı bir yöne evrilecek. Bize göre en önemli sonuç ise, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere (örn. ILO 87 ve 98) aykırı olan hükmün kaldırılmasıyla, uluslararası emek örgütleri platformunda Türkiye’nin elinin biraz daha rahatlayacak olmasıdır. Çalışanlar ve emekliler için paketi değerlendirmeye devam edeceğiz.

Kaynak:Saadettin ORHAN/Bugün/26.8.10

Referandumda çalışan ve emekli hakları-2 Bir önceki yazımızda, 12 Eylül 2010’da oylanacak olan anayasa değişiklik paketindeki çalışan ve emeklileri ilgilendiren sosyal içerikli düzenlemeleri değerlendirmeye başladık. Bugün kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Memura toplu sözleşme

Referandum paketinin 6. Maddesi’nde kamu görevlilerinin toplu sözleşme hakkı düzenleniyor. Anayasa’nın 53. Maddesi’ni değiştiren yeni düzenleme ile eskisini karşılaştıracak olursak;

·           Maddenin mevcut halinde toplu görüşme hakkı varken, yeni pakette toplu sözleşme hakkı tanınıyor.

·           Maddenin mevcut halinde, kamu sendikaları ile kamu işvereni anlaşamazsa, anlaşmazlık tutanağı imzalanıp, konu Bakanlar Kurulu‘nun takdirine bırakılıyor. Yeni pakette ise toplu sözleşme masasında anlaşılamazsa, konu Bakanlar Kurulu’na değil Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na götürülecek. Yani hükümetin mutlak belirleyiciliği sınırlandırılıyor. Ancak burada en önemli husus, kanunla düzenleneceği öngörülen Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun nasıl belirleneceğidir. Kurul, tamamen hükümet inisiyatifinde çalışan bir tasdik makamı olursa, yapılan düzenlemenin amacına uygun düşmeyecektir.

·           Mevcut Anayasal düzenlemede, emeklilere sendikal haklar tanınmadığı gibi, toplu sözleşme hükümlerinden de yararlandırılmıyorlar. Yeni düzenlemenin en dikkat çeken yönü, emeklilere hem sendikalaşmanın yolunu açması hem de kamu görevlileriyle yapılan toplu sözleşme hükümlerinden emekli kamu görevlilerinin de istifade edecek olması.

·           Yine toplu sözleşmelerle ilgili olarak yeni paketteki önemli düzenlemelerden birisi, aynı iş kolunda birden fazla toplu sözleşme yapma yasağının kaldırılıyor olması. Böylece aynı işkolu ve aynı işyeri bazında birden fazla toplu sözleşme yapılabilecek.

Sendikaların eli güçleniyor

Paketin 7. Maddesi’yle birlikte sendikaların grev konusunda ellerini rahatlatacak önemli düzenlemelere imza atılıyor. Buna göre;

·           54. Madde’de yer alan “Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu, grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendika sorumludur.” Hükmü kaldırılıyor. Böylece işverenler, grev esnasında oluşan zararları ancak genel hükümlere göre tazmin ettirebilecekler.

·           Yine aynı madde kapsamında yer alan “Siyasi amaçlı grev ve lokavt, dayanışma grev ve lokavtı, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler yapılamaz” hükmü kaldırılıyor.

Her iki düzenleme de sendikaların grev kararı alırken yaşadıkları tereddüt ve çekinceleri azaltacak türden. Ancak buna rağmen kimi sendikaların, bu değişikliklere hiç değinmeksizin, peşin olarak ‘hayır’ dediklerini görüyoruz. Yani ‘Bizim için önemli olan sendikal kazanımlardaki ilerleme değil, bu kazanımların kimlerin eliyle verildiğidir” gibi bir anlayış görülüyor. Bu durum, söz konusu sendikaları, emeğin kazanımlarını artırma mücadelesinden, kazanımları kimin vereceğini belirleme mücadelesine sürüklüyor. Bu da sendikal hareketin var oluş prensipleriyle çelişiyor. Saadettin ORHAN/Bugün/28.8.10

Referandumda çalışan ve emekli hakları-3 12 Eylül’de oylanacak referandum paketi kapsamındaki çalışan ve emekli haklarını irdelemeye devam ediyoruz.

Bugün memurlara verilen disiplin cezalarından uyarma ve kınama cezasına karşı yargı yolunun açılmasını değerlendireceğiz.

Evet, reform paketinin 13. maddesiyle Anayasa’nın 129. maddesinin üçüncü fıkrasında önemli bir değişiklik yapılıyor. Mevcut düzenleme; “Uyarma ve kınama cezalarıyla ilgili olanlar hariç, disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz” şeklinde. Yani uyarma ve kınama cezası için yargı yoluna başvurunun önü kesilmiş durumda.

Yeni düzenleme ise; “Disiplin kararları yargı denetimi dışında bırakılamaz” diyerek, uyarma ve kınama cezaları da dahil, memurlara yönelik bütün disiplin kararlarını yargı denetimine açıyor.

Sicilini bozarım ha!

Esasında Anayasa’nın 125. maddesine baktığımızda “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık” olduğunu görüyoruz. Ancak bu konuda getirilen birkaç istisnadan birisi de memurlara verilen uyarma ve kınama cezasıdır. Memurlar, bu uygulamanın anlamını çok iyi bilirler. Zira keyfi ceza vermeye meyilli idareciler, memurlar üzerinde uyarma ve kınama cezasını adeta ‘demoklesin kılıcı’ gibi sallandırarak, yer yer ‘Sicilini bozarım ha!’ tehdidini savurmaktan da geri durmazlar.

En fazla ‘muhalif memurlar’ sevinecek

Mevcut düzenleme, yani uyarma ve kınama cezalarına yargı yolunun kapalı olması, aslında en fazla iktidarların işine gelir. Buna göre mevcut iktidar, gözüne kestirdiği ve harcamayı kafaya koyduğu memuru, tamamen idari aşamada, yargı denetimi olmaksızın pek çok özlük hakkından mahrum edebilir. Nitekim 1982 Anayasası’nın uygulanma süreci bunun acı örnekleriyle doludur. Dolayısıyla memurlarla ilgili yapılan bu değişiklik, aslında hükümetin kendi oyun alanını sınırlandırması anlamına geliyor. Bundan en fazla memnun olacaklar, şüphesiz mevcut iktidarla ‘doku uyuşmazlığı’ yaşayan memurlar olacaktır.

Okur sorularına cevaplar

Soru: Sadettin Bey eşim 2 Temmuz 1998 yılında Emekli Sandığı’nda kamu görevlisi olarak çalışmaya başladı. İşe başlamadan önce 17 Ağustos1996 yılında doğum yaptı. Yani doğumla işe başlama arası 22,5 ay. Bu durumda doğum borçlanması yapabilir mi? İbrahim Taşal

Cevap: Değerli okurum, eşiniz birkaç gün de olsa SSK’lı olarak çalışmış olsaydı, bu doğumu için borçlanma imkânı olabilirdi. Ancak mevcut mevzuatta kısa bir süre de olsa SSK’lı çalışmış olma şartı arandığından, memuriyet öncesi doğumunu borçlanamayacaktır. Eşiniz için tek formül, kısa bir süre aylıksız izne ayrılıp, SSK’lı olarak bir ay çalıştıktan sonra tekrar memuriyete dönmektir. Bu durumda disiplin cezası alabilir ancak 22,5 ayı da borçlanabilir.

Dolandırıldık mı?

Soru: Sadettin Bey, annemin 1980 yılından sigorta kaydı ve 733 gün toplam SSK primi bulunmaktaydı. SGK’daki bir tanıdığımız Bağ-Kur’lulara tanınan toplu yatırıp emekli olma gibi bir hakkın çıkacağını söyledi ve 2006 yılında Ziraat Bankası’na 1000 TL yatırdık. Ardından 22 Temmuz seçimlerinden bir gün sonra toplu yatırma yasasının çıktığını ve yaklaşık 8000-9000 TL’yi aynı hesaba yatırmamızı söyledi. Daha sonra annemi Ankara’dan aradıklarını söylemişler ve ya yaşınızı bekleyeceksiniz ya da parayı geri çekebilirsiniz demişler. Ben bu konuda biraz şüpheciyim ve dolandırılmış olabilme ihtimalimizi düşünüyorum. Bize söylendiği gibi bir yasa var mı? Ayşe Çoban

Cevap: Ayşe Hanım, bahsettiğiniz tarihlere rastlayan borçlanma/prim affı yasaları var. Ancak dolandırılıp dolandırılmadığınızı anlamak için SGK’ya bir dilekçe ile başvurmanız yeterlidir. Size hangi tarihte hangi ödemeleri yaptığınız ve ne zaman emekli olabileceğiniz bildirilecektir.Saadettin ORHAN/Bugün/30.8.10

 

Paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir