Sendika-İstihdam

Para politikasının istihdama etkisi

Türkiye’de işsizliğe yol açan politikaların gerçek sebebini aktif ve pasif işgücü politikalarından ziyade para ve maliye politikalarına dayandırmak daha gerçekçi bir yaklaşım. Son dönemde açıklanan bazı veriler, bunun en belirgin göstergesi.

 İSO İlk 500 Firma Bilgileri

İstanbul Sanayi Odası’nın 2009 Yılı İlk 500 Firma Bilgileri, kriz döneminde büyük firmaların izledikleri istihdam politikaları bakımından önemli ipuçları veriyor. Genel olarak bu firmalar bu dönemde işçi çıkarma yolunu tercih etmişler. Böylece ilk 500 firmanın çalıştırdığı toplam işçinin yüzde 10’u kadar (54 bine ulaşan) kişi, işlerini kaybetmek zorunda kalmışlar. Sektörel anlamda, en çok otomotiv sektöründe işten çıkarılmalar görülüyor.

İşçi sayılarının azalması, çalışanların verimliliklerini arttırmış, toplam ödenen ücret dilimi net katma değer içinde azalmakta, böylece firmaların kârı artmaktadır. Büyük firmaların işçi azaltması, firmaların küçülmesinden, üretim ve yönetim organizasyonlarında yatırımlarla yeniden yapılanma sürecine girmesinden veya çalışanlar üzerinde iş baskısının arttırılmasından kaynaklanmış olabilir.

Büyük sanayi şirketlerinin, üretimlerini arttırırken, işçi sayılarını azaltacak arayışlar sergilemesi günümüz işletme yönetim modeli anlayışıdır. Kârlılık ve rekabet, işletmeleri böyle bir yönteme zorlamaktadır. Zira, büyük sermaye kuruluşlarının zamanla geleneksel üretimden enerji ve bilişim sektörüne kayması, bu sürecin doğal sonucudur.

İşçi çıkarılmasında yukarıda saydığımız üç olasılıktan ilk ikisine dayanılmış ise söylenebilecek bir söz yoktur; ancak, kriz bahane edilerek iş baskısıyla böyle bir verimlilik artışı sağlanmış ise, iş sağlığı ve güvenliği, ücret, tatil gibi iş hukukuna bağlı haklar bakımından işçi aleyhine sonuçlar doğurması söz konudur. Böyle bir verimlilik artışının sürdürülebilir tarafı bulunmamaktadır. Bu durumlarda büyük işletmelerden beklenen odur ki, verimlilik ile işçi sağlık ve güvenlikleri arasında bir denge kurmalarıdır.

 Para politikası aşırı değerlenmiş TL

Aşırı değerlenmiş TL’ye ihracatçılardan uzun süredir, bakanlar dahil, eleştiri geldiği malum. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz şimdiye kadar istikrarlı biçimde gelen eleştirileri göğüsledi. Kurun düşüklüğü, ithalatı arttıran, ihracatı zorlayan bir etki yaratmaktadır. Merkez Bankası’nın para politikasındaki ısrarı enflasyon ve faiz hesaplarına dayanmaktadır. Mali piyasalarda öngörülen denge sağlanıyor sağlanmasına, ne var ki istihdamı arttıracak reel piyasalarda istenen gelişme sağlanamıyor.

 İhracat verileri

Türkiye İstatistik Kurumu, 2010 yılı haziran ayı dış ticaret verilerine göre, yılın ilk altı ayında, ihracat geçen seneye göre yüzde 14,9 artarak 54,822 milyar dolara, ithalat da yüzde 33,6 artarak 83,324 milyar dolara yükseldi. Dış ticaret açığı da yine geçen sene aynı döneme göre yüzde 94,6 artarak 28,501 milyar dolara çıkmıştır.

Önümüze gelen bu tablo bir taraftan ekonomik canlanmayı gösterirken, diğer taraftan cari açığın artması canlanmanın özel sektör yabancı borçlarıyla finanse edilmesi nedeniyle, uzun dönemde özel sektörü baskılayacağı anlamına gelmektedir.

Bizim için önemli olan dış ticarette yaşanan bu gelişmenin istihdam üzerindeki etkileridir. 2010 yılı ocak-haziran döneminde toplam ithalatın geçen yıla göre yüzde 37,1 artarak 60,307 milyar dolar üretime hammadde olarak ara mal, 11,912 milyar dolar sermaye malı şeklinde gerçekleşmesi istihdamı arttırıcı etki sağlamaktadır. Yurtiçi istihdamı azaltan tüketim mallarının toplam içinde 10,853 milyar dolarla sınırlı kalması, sevindirici bir sonuçtur. Ancak, ithal ara ve sermaye mal artışının aynı ölçülerde ihracata yansımaması, önemli sayılabilecek bölümünün iç talebi karşılamaya yönelmesi, istihdam ilişkisini zayıflatmaktadır. Her ne kadar bu durum istihdamı arttırsa bile, bu ara ve sermaye malın yurtiçinden karşılandığı düşünüldüğünde, sınırlı bir artış gerçekleşmektedir.

Kynak:Erdem 16.8.10

Paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir