Vergi Rehberi

Dönem sonu işlemlerinde değerleme

Vergi Usul Kanunu’nun üçüncü kitabı “Değerleme” başlığını taşımaktadır. (Madde 258-330) Söz konusu kitap kendi içerisinde;
* İktisadi kıymet değerleri (Madde 258-298)
* Vergi değerleri (Madde 299-312)
* Amortismanlar (Madde 313-330) olarak üç kısma ayrılmıştır.
Vergi hukuku açısından “Değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir.” Bu bağlamda “Değerlemede, iktisadi kıymetlerin takdir ve tespitidir.” Bu bağlamda “Değerlemede, iktisadi kıymetlerin vergi kanunlarında gösterilen gün ve zamanlarda haiz oldukları kıymetler” esas alınır.
Değerleme ölçüleri Vergi Usul Kanunu’nun 261’inci maddesinde sayılmak suretiyle belirlenmiştir. Buna göre işletmede yer alan varlıklar ve iktisadi kıymetler; maliyet bedeli, borsa rayici, tasarruf değeri mukayyet değer, (bir iktisadi kıymetin muhasebe kayıtlarında gösterilen değeri), itibari değere (hisse senetleri ile tahvil ve benzeri borçlanma senetlerinin üzerinde yazılı değer), rayiç bedel, emsal bedeli ve emsal ücret ile vergi değeridir.
Ayrıca Vergi Usul Kanunu’nun diğer maddelerinde yer alan ve uygulamada kullanılan alış bedeli, alış emsal bedeli, ortalama perakende satış fiyatı, tapu siciline kayıtlı bedel, finansal kiralamalarda kiralama bedelinin güncel (bugünkü) değeri de değerleme ölçüsü olarak kabul edilmektedir.
Vergi Usul Kanunu’nun 192’nci maddesinde yer alan tanımlamadan anlaşılacağı üzere; bilanço envanterde gösterilen kıymetlerin tasnifi ve karşılıklı olarak değerleri itibariyle tertiplenmiş hülasasıdır (özetidir).
Dolayısıyla bilançonun düzenlenebilmesi için işletmede yapılmış bir envantere gereksinim vardır. Envanter ise; “bilanço günündeki mevcutları, alacakları ve borçları saymak, ölçmek, tartmak ve değerlendirmek” suretiyle yapılan bir çalışmadır. Bu nedenle işletmelerde bilançonun düzenlemesi sırasında dikkate alınması gereken en önemli konu değerleme işlemleridir. Bu nedenle Vergi Usul Kanunu işletmede bulunan varlıkların değerlendirilmesi sırasında hangi ilkelere uyulması konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer vermiş bulunmaktadır.
İşletmede bulunan bir varlığın değeri eğer bilinemiyor ve/veya mevcut bulgu ve bilgilerle tespit edilmiyorsa bu takdirde Vergi Usul Kanunu’nun 267’nci maddesinin üçüncü sırasında yer alan ‘takdir’ yolu ile değer belirlemek mümkündür. Buna göre mevcut düzenlemeler ve kanuni ölçülere göre değer belli edilemeyen varlıkların emsal bedeli; ilgililerin başvurusu üzerine takdir komisyonlarınca takdir yolu ile belli edilir. Takdirler, maliyet bedeli ve piyasa kıymetleri araştırılmak ve kullanılmış eşya için ayrıca yıpranma dereceleri dikkate alınmak suretiyle yapılır. Bu bağlamda da takdir edilen bedellere mükellefiyetlerin vergi mahkemelerinde dava açma hakkı vardır. Ancak konuya ilişkin olarak açılan davalar verginin tahakkuk ve tahsilini durdurmamaktadır. Buna karşılık takdir edilen emsal bedel yerine bu bedele istinaden yapılan tarhiyatlara karşı açılan davalar, verginin tahakkuk ve tahsilini durdurmaktadır.
Vergi Usul Kanunu’nun geçici 4’üncü maddesi uyarınca “… bilanço esasına göre Gelir ve Kurumlar Vergisi mükellefiyetine girecek olanlar açılış bilanço ve envanterlerini tanzim ederken (düzenlerken) işletmeye dahil iktisadi kıymetleri, sözü edilen kanunun değerleme hükümlerine göre değerlendirmekle yükümlüdürler. Bu aşamada maliyet bedeli ile değerlendirilmesi gereken kıymetlerin bu bedeli bilinmiyorsa maliyet bedeli yerine mükelleflerin bizzat belli edecekleri alış emsal bedeli değerlemeye esas tutulur. Bu konuda yapılacak vergi incelemesi neticesinde alış emsal bedelinin fazla hesap edildiğinin anlaşılması halinde mükellef hakkında vergi zıyaı veya usulsüzlük cezaları uygulanamaz.
Değerleme aşamasında önce işletme nezdinde fiziki envanterin yapılması vergi hukuku açısından ayrı bir önem arz etmektedir. Çünkü işletmede mevcut kayıtlara göre eksik çıkan kıymetler ile fazlalık tespit edilen kıymetler vergi matrahını doğrudan etkileyebilmektedir.
Diğer yandan işletmede envanter çalışmaları sırasında mevcutlar arasında yer alan varlıkların fiziki yapılarında ortaya çıkan değişimlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Örneğin Vergi Usul Kanunu’nun 274’üncü maddesi uyarınca “Emtianın maliyet bedeline nazaran değerleme günündeki satış bedelleri yüzde 10 ve daha fazla bir düşüklük gösterdiği hallerde mükellef, maliyet bedeli yerine aynı kanunun 267’nci maddesinin ikinci sırasında yer alan maliyet bedeli esası” dışında, emsal bedeli ölçüsünü uygulayabilmektedir. Bu hüküm işletmede imal edilen mallar için de geçerlidir.
Ayrıca; Vergi Usul Kanunu’nun 278’inci maddesi gereği olarak “Yangın, deprem ve su basması gibi afetler yüzünden veyahut bozulmak, çürümek, kırılmak, çatlamak, paslanmak gibi haller neticesinde iktisadi kıymetlerinde önemli bir azalış vaki olan emtia maliyetlerinin hesaplanması mutad olmayan hurdalar ve döküntüler, üstüpü, deşe ve ıskartalar emsal bedeli ile değerlenir.
İşletmenin ticari amaçla alım-satım konusu yaptığı mallarda envanter aşamasında eksikliğin veya yokluğun saptanması halinde, bu eksikliğin kanaat verici bir şekilde ispatlanamadığı hallerde bu malların yıl içerisinde satıldığı, satış işlemi ile ilgili kayıtlarının kanuni defterlere yansıtılmadığı varsayılmaktadır. Bu nedenle ticari işletmelerde fiili envanterle kaydı envanter mutabakatının yapılması zorunlu olmaktadır. Bu konuda zaman zaman vergi denetim elemanları (vergi müfettişleri) yapmış oldukları fiili envanter çalışmalarıyla, stok tespitlerinin doğruluğunu sorgulayabilmektedirler.VEYSİ SEVİĞ / İTO

26.12.2011

 
Paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir