SGK Emeklilik

Aile sigortası gerçeği

Seçimler öncesi siyasi bir kavram haline geldiği için, bu konuya değinmekte uzun süre tereddüt ettim. Ancak bu arada konunun mahiyetini merak eden okurlarımızdan da ısrarla mailler gelmeye devam etti. Hatta çekincemi bilmeyen bir okurumuz, “suya sabuna dokunmayan konuları işlediğimiz” suçlamasında bile bulundu. Bunun üzerine son günlerin gözde tartışma konusu olan aile sigortasını tüm yönleriyle ele almaya karar verdim. Öncelikle aile sigortası ya da bazı ülkelerde adlandırıldığı üzere aile yükleri sigortasının sosyal güvenlik literatürü içerisinde yeri, kapsamı ve uygulanma örneklerine yer vermek istiyorum. Sonrasında, yaşadığımız seçim sürecinde CHP’nin bir seçim vaadi olarak ortaya koyduğu “aile sigortası” dolayısıyla toplumumuzda ortaya çıkan algılanma biçimine ve vaat edildiği şekliyle bu modelin batılı ülkelerdeki uygulama örneklerinden farklılıklarına değineceğim. Son olarak da aile sigortasının, hem batılı ülkeler uygulaması hem de seçim süreci tartışmalarıyla oluşan algılanma biçimiyle uygulanabilirliğini, hukuki ve pratik sorunları açısından kapsamlı şekilde irdelemek istiyorum.

TARİHÇE
Sosyal güvenlikle ilgili kavram ve kurumları açıklamak istediğimizde konuyu tarihsel açıdan biraz geriden almak zorunlu oluyor. Hatta sosyal güvenliğin tarihçesine, sanayi devrimi ve sonrasına değinmek gerekiyor. Evet sanayi devrimi sonrasında batılı ülkelerden başlayarak dünyanın tamamında toplum yapıları büyük bir değişim gösterdi. İnsanlar sosyo-ekonomik hayatlarında yeni bazı risklerle karşı karşıya kaldı. Özellikle de sayıları hızla artıp ayrı bir toplumsal sınıf haline gelen işçiler, bu risklerden en fazla etkilenen kesim oldu. Örneğin çalıştıkları işlerde bir iş kazasına uğramaları ya da meslek hastalığına tutulmaları halinde çalışamaz hale gelip ortada kaldılar. Yine gençliğinde kolayca iş bulan bir kişi, yaşı ilerleyip de çalışma verimi düştüğünde işsiz kaldı ve hayatını devam ettireceği geliri elde edemez oldu. Bunun için her işçinin geleceğini düşünerek gençliğinde birikim yapması gerekiyordu. Ancak aldığı ücret zaten düşük olduğu gibi artırabildiği ufak tefek birikimleri koruyabilmesi ve değerlendirebilmesi de ayrı bir sorundu. İşte bütün bu gelişmeler, devletlere bu alana el atma, toplumun zayıf kesimlerini koruyup güvence altına alacak yasal kurallar koyma, hatta kurumsal yapılar oluşturma görevini yükledi.
İşte genel anlamda sosyal güvenlik kavramı ve sistemi bu değişimlerin bir sonucu olarak ortaya çıktı. Bu gelişmenin doruk noktası sosyal devlet kavramının hayata geçirilmesidir. Günümüzde artık devletler sadece çalışanları değil, nüfusun tamamını güvence altına alacak bir sosyal güvenlik sistemini kurmak zorundadır.

ÜÇ TÜR ARAÇ VAR
Vatandaşların maruz kaldıkları ve sosyal güvenlik sistemlerinin de karşılamayı hedefledikleri riskler fiziki, ekonomik ve sosyal riskler olarak kendi içlerinde gruplandırılıyor. Devletler bu riskleri karşılamak, vatandaşlarını güvence altına almak için başlıca üç türlü araç kullanıyor.
Genel anlamda sosyal güvenlik araçları olarak da adlandırılan bu önlemler sosyal sigortalar, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler olarak tanımlanıyor. Bunların en eskisi ve gelişmişi sosyal sigortalardır. Sosyal devlet kavramı gelişip hayata geçirildikçe sosyal yardımlar ve hizmetler de zaman içerisinde hayli gelişti. Yine sosyal sigortalar, primli dediğimiz yararlanan kişilerin de prim ödeyip katkıda bulundukları araçlardır. Oysa sosyal yardım ve hizmetlerde böyle bir katkı aranmaz. Bunlar vergilerle finanse edildiği için primsiz araçlar olmaktadır. Sosyal sigortalar daha çok nüfusun çalışan kesimlerinin risklerine güvence getirir. Karşılamayı hedeflediği riskler de kendi içerisinde gruplara ayrılır, her bir risk grubu için ayrı kurallar uygulanır hatta bazen kurumsal yapılar oluşturulur. İşte dünya üzerindeki uygulamalarına baktığımızda sosyal sigortaların karşılamaya çalıştığı risk grupları, diğer anlatımla sosyal sigorta kolları iş kazası ve meslek hastalığı, hastalık, analık, malullük, yaşlılık, ölüm, işsizlik ve aile yükleri olarak başlıca sekiz gruba ayrılır.

PARÇALI YAPI

Türkiye’de sosyal sigortacılığın başlangıcı 1940’lı yıllara dayanır. O günün anlayışına uygun şekilde SSK ve Emekli Sandığı olmak üzere iki ayrı sosyal sigorta kurumu kuruldu. Bunlara sonradan 1972 yılında Bağ-Kur eklendi. Yine bazı özel sandıkların da ayrıca faaliyet göstermesine izin verildi. Kısacası sosyal sigortacılıkta kurumsal boyutuyla, 2006 yılına kadar parçalı ve dağınık bir yapılanma söz konusu oldu. Bunların içerisinde hem kapsam yönünden ve hem de batıdaki sosyal sigortacılık ilkelerine yakınlık açısından en büyük ölçek SSK’daydı. SSK’nın kuruluşunda, az önce saydığımız sekiz sigorta kolunda altı tanesinin uygulamaya geçirildiğini görüyoruz.
Uluslararası normlarda uygulanan iki sigorta kolu, işsizlik ve aile yükleri sigortası kapsam dışında tutulmuştu. Bunlardan işsizlik sigortasının 2000 yılından itibaren ekonomik hayatımıza girdiğini biliyoruz. Üstelik uygulamaya girişinden kısa süre sonra yaşanan ekonomik krize rağmen bu güne kadar işsizlik sigortasının çok önemli bir fonksiyon icra ettiğini kabul etmemiz gerekir. Uygulamadaki bu başarıyı görünce işsizlik sigortası keşke çok daha önce sosyal güvenlik hayatımıza dahil edilseydi diye düşünenlerdenim. İşsizlik sigortasında asıl aktör İş-Kur olmakla birlikte SSK da primlerin toplanması aşamasında görev üstlenmiştir.

Celal KAPAN/Yeni Asır/7.6.2011

Paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir