Vergi Rehberi

Mali güce göre vergilendirme

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan buyruğa göre Türkiye Cumhuriyeti ‘sosyal bir hukuk devleti’dir. “Demokratik sosyal hukuk devleti insan hak ve hürriyetlerine saygı gösteren, ferdin huzur ve refahını gerçekleştiren ve teminat altına alan, kişi ve toplum arasında denge kuran, emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen, özel teşebbüsün güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayan, çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, iktisadi ve mali tedbirler alarak çalışanları koruyan, işsizliği önleyici ve milli gelirin adalete uygun bir biçimde dağılmasını sağlayıcı tedbirleri alan, adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini yükümlü sayan, hukuka bağlı kararlılık içinde ve gerçekçi bir özgürlük rejimi uygulayan devlettir.” (Anayasa Mahkemesi’nin 26-27/09/1967 gün ve 336/29 sayılı kararı)
Anayasa’nın 73. maddesi ‘Vergi Ödevi’ başlığını taşımaktır. Bu hüküm Anayasa’nın ‘Temel Haklar ve Ödevler’ başlığını taşıyan ikinci kısmının ‘Siyasi Haklar ve Ödevler’ bölümünde yer almaktadır.
Sözü edilen anayasal buyrukla herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu hususu belirlenmiştir.
Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan bu buyruk gereği;
* Vergi yükü bireylere mali gücü oranında dağıtılacak, daha doğrusu vergi yasaları bu ilke dikkate alınarak yapılacak ve uygulanacak.
* Vergi yükü belirli bireylerin üstüne yıkılamayacak.
* Vergi yükü belirli toplumsal kesimlerin üzerinde yoğunlaştırılamayacak.
* Vergilerin uygulanmasında istisnaların ve bağışıklıkların matrahtan yapılacak indirimlerin ilgili verginin bünyesine ve anayasal düzenlemeye uygun nesnel gerekçelere dayanması zorunludur.
* Vergi kanunlarında, vergiyi doğuran olayın, verginin konuluş amacına göre doğal olarak kapsamının içinde bulunan bütün olguları kapsayacak genellikte tanımlanması gerekmektedir.
* Vergi oranlarının, mali güçle orantılanma ilkesi saklı kalmak üzere yükümlülerin bir bölümünün eylemli olarak vergi dışı kalmasına neden olacak şekilde belirlenmemesi gerekir. (Daha fazla bilgi için bakınız: Kaneti, Selim “Türk Vergi Hukuku’nun Anayasal Temelleri” İktisat ve Maliye, Cilt: XXXI, Sayı: 1 Nisan, 1984 s.27-32)
Gerçekte verginin genelliği ilkesi, sosyal sınıf farkı gözetmeksizin herkesin elde ettiği gelir, servet ya da harcamalar üzerinden vergi ödemesini amaçlar. (Anayasa Mahkemesi E:94/80)
Mali güce göre vergilendirme, verginin kişilerin ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu nedenle gelir ve kazançlar, mülkiyet ve harcamalar üzerinden alınan vergilerin hukuki düzenlemeler yapılırken bu özelliğin dikkate alınması gerekmektedir.
Bilindiği üzere mali gücü yüksek olanlar, mali gücü az olanlara nazaran farklı tüketim harcaması yapılabilmekte, özellikle fiyatı yüksek olan tüketim mallarına yönelik talep oluşturmaktadırlar.
Bu bağlamda da mali güç ödeme gücü anlamında kullanılmaktadır. Kamu maliyesi açısından gelir, servet ve harcamalar üçlüsü mali gücün göstergesi olarak kabul edilmektedir.
Vergide eşitlik ilkesi herkesin eşit oranda vergilendirilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü vergide eşitlik ilkesi, yükümlülerin vergi ödeme güçleri dikkate alınmak suretiyle yapılmaktadır. Bir başka açıdan vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı da bu özellik dikkate alınarak sağlanabilir.
Vergi bireysel nitelikte mali yükümlülükler getirmektedir. Dolayısıyla bireylerin vergi oranlarına karşı duyarlılığı uygulama açısından önem arz etmektedir. Her ne kadar uygulamada gelir ve kazançlar üzerinden alınan vergilerde gelir vergisi ve kurumlar vergisi ayrımı varsa da vergide eşitlik ilkesinin uygulanabilmesi için sonuçta verginin kişileştirilmesi gerekir. Çünkü Anayasa’nın 73. maddesinde yer alan buyruk gereği kişilerin kamu harcamalarına katılması öngörülmüştür.
Ülkemizde uygulanan kurumlar vergisi oranı yüzde 20 olmasına karşılık, ortaklara kâr dağıtımı halinde ayrıca yüzde 15 oranında vergi kesintisine tabi tutulması, bilahare belli bir miktarı aşan kâr paylarının beyan edilmesi zorunluluğu gelirin kişiselleştirilmesine örnek teşkil etmektedir.
Anayasal buyruk gereği vergiler kesin bir şekilde kamu giderlerini karşılamaya özgülenmiş olup, kamu harcamalarının doğrudan kişilerce vergi yoluyla karşılanması öngörülmüştür. Ancak ülkemizde tüm kamu harcamalarının vergi geliriyle karşılanması sağlanamamış, bu nedenle kamu harcamalarının karşılanabilmesi için her yıl kısa ve orta, bazen de uzun vadeli borçlanma zorunluluğu doğmuştur.

KAYNAK:VEYSİ SEVİĞ / İTO GAZETESİ/ 12.12.2011

Paylaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir